Ana sayfa I İletişim
   
 
 









 

 

Heisenberg Belirsizlik İlkesi ve İlkel Ateist Felsefelerin Sonu

Bir dizi felsefe geçtiğimiz 2-3 yüzyılı etkisi altına almış ve derinlemesine düşünemeyen insanların imanını kaybetmesine sebep olmuştu. Tamamen boş bazı varsayımlara dayanarak ellerinde hiç bir delil olmadan Allah’ı inkar etmişlerdi. Bu felsefeler  birbirini besleyip durdular ve hatta bazısı diğerlerine zemin hazırladılar. Bunların başlıcaları:

  • Maddeyi ilahlaştıran Materyalizm
  • Materyalizmin doğaya uygulaması olan Evrim Teorisi
  • Sebepleri ilahlaştıran Nedensellik
  • Fiziksel bazı kanunları ilahlaştıran Determinizm ve Mekanik Felsefeleri
  • Ve bu felsefeleri dayanak alarak hayata bir bakış tarzı sunan Pozitivizm.

Öncelikle şu gerçeği vurgulayalım bütün bu felsefelerin bugün artık savunulmasına imkan kalmamıştır. Maddenin gerçeğini anlatan ve evrim teorisinin iç yapısını deşifre eden çalışmalarımızda bu gerçeği açık bir şekilde görme imkanı vardır.

Materyalistler algının mükemmel detayında boğulmuş kimselerdir. Sadece algıyla muhatap olmalarına rağmen boş bir zanna uymuşlardır. Ellerinde hiçbir delil olmamasına rağmen algıların mutlak bir varlığın resmi ya da kendisi olduğunu düşünmüşlerdir. Ancak yapılan deneyler neticesinde bilim öyle bir noktaya gelmiştir ki 20. Yüzyılın en meşhur fizikçilerinden biri olan Bohr ister istemez şu ifadeyi kullanmıştır: “Hiçbir şey ölçülene kadar yoktur.”

Allah bu zamanları çok özel bir şekilde hazırlamıştır. Günümüz bilimi yoluyla öyle veriler yaratmıştır ki artık bu felseler iflas etmişlerdir. Bu yazımızda bunlardan bazısı ile tanışacaksınız. 20. yüzyılın başında modern fizikte müthiş gelişmeler yaşandı. Özellikle 1920’li yıllarda birbiri ardınca hayata bakışı kökten değiştiren izahlar bilim adamları tarafından dile getirildi. Bu yazımızda çeşitli açılardan elde edilen bulgularla materyalist felsefelerin nasıl çeliştiğini göreceğiz. Özellikle Heisenberg Belirsizlik İlkesiyle tanışarak bunun modern dünya düşünce tarihinde nasıl bir değişime yol açtığına şahit olacağız.

 

image1
Fizikte gözlem temel çıkış noktasıdır. Örneğin fizikçiler uçağın hızı, ağırlığı, konumu, enerjisi gibi kavramlarla ilgilenirler. Gözlemlerden elde ettikleri verilerle gerçeğe dair modeller ortaya atarlar. Günümüz modern fiziğinde atom seviyesinde yapılan deneylerde çok önemli bulgular elde edilmiştir. Bu bulgular bugün materyalist felsefelerin iflas etmesine sebep olmaktadır.

Şahit Olduğunuz Dünya An An Yaratılır

image2

İnsanoğlu an an yaratılan görüntülerle muhataptır. Bu görüntülerin somut maddi karşılığı olduğunu düşünmek yanlızca bir varsayımdır. Delile dayalı bir yaklaşım değildir. Dolayısıyla bu algıların içinde size gösterilen cisimlerin zamanın her anına yayılmış bir varlıkları olmak zorunda da değildir. Materyalistlerin maddenin ezeliyeti düşüncesi de bu yüzden tamamen uydurma bir varsayımdır. Bu varsayım delile dayalı bir durum değildir. Bir tür inançtan ibarettir.

Fiziksel Kanunlar Evrendeki Muhteşem Düzeni İfade Ederler Yaratıcı Değildirler

image3

Bir geçit törenindeki askerleri gözlemleyen birini düşünün. Bu gözlemleri neticesinde askerlerdeki düzenli hareketleri not etsin. Eğer bu kişi askerlerin olağanüstü organizasyonunu ve şuurlu davranışlarını inkar etse ve bu düzenin kaynağının adeta görünmez iplerle askerlere zorla yaptırılan hareketler olduğunu söylese bu kişi hakkında ne düşünürsünüz? İşte mekanik felsefeye bağlı materyalistlerin durumu da buna benzer. Allah’ın her an yarattığı düzenin bir ifadesi olan matematiksel formülleri bir yaratıcı gibi kabul ederler. Kendilerini bu batıl inançları nedeniyle küçük düşürürler.

 

Heisenberg Belirsizlik İlkesi
Modern fizikte Heisenberg Belirsizlik İlkesi hayata bakışı derinden etkileyen bir ilkedir. Bu ilkeye iki şekilde bakılabilmektedir. Biri klasik fizik anlayışıyla. Diğeri modern fizik anlayışıyla. Her iki bakış açısından da büyük anlamlar çıkmaktadır.

 

Heisenbergin Belirsizlik İlkesi Madolyonun Birinci Yüzü
Bilimde en önemli hareket noktası gözlemdir. Gözlemler neticesinde varlığa dair bilgiler ediniriz. Ancak gözlem dediğimiz şey, Allah’ın bize izlettirdiği algıdan ibarettir. Allah mutlak varlıktır, algının kendisi ise izafidir, gölge varlıktır.


Heisenberg Belirsizlik İlkesi ile yeni tanışanlara genellikle klasik fizik bakış açısından bu ilke anlatılır. Fizikte çeşitli gözlem tipleri vardır. Bunlar konum, hız, enerji ve zaman gibi kavramlardır. Bu ilkeye göre varlığa ilişkin ölçümlerimiz hep kusurludur.

Evrendeki düzen özellikle Newton’dan beri matematiksel formüllerle anlatılır. Fizikçiler bu matematiksel formülleri kullanarak ve ölçümler yaparak çeşitli tahminlerde bulunurlar. Fiziğin Newton’dan beri gelişiminde evrenle ilgili pek çok gözlem yaptık ve pek çok hassas düzen keşfettik. Dolayısıyla düzeni tasvir eden formül sayısı oldukça arttı. Ancak ilginçtir bazı fizikçiler düzeni anlatan kanunları adeta yaratıcı gibi görmeye başladılar. (Allah’ı tenzih ederiz.) Evreni de bu mekanik kurallara göre kendi kendine işleyen bir saat gibi düşünmeye başladılar. (Allah’ı tenzih ederiz.). Buna mekanik felsefe de denir.  

Mekanik felsefeye bağlı materyalistler, Allah’ın evrendeki her an devam eden azametli yaratışının bir ifadesi olan fizik kanunları hakkındaki batıl zanlarını zamana yayınca determinizm adlı batıl bir felsefeye ulaştılar. Bununla eğer bütün kanunları ve mevcut herhangi bir andaki gözlem değerlerini bilirlerse, evreni geçmişten geleceğe tamamen davranışını belirleyebileceklerini düşündüler. Buna göre ellerinde eksik olan en temel bilgi veri eksikliğidir. Bugün bu batıl anlayışın artık doğru olmadığı çeşitli açılardan biliniyor.

Heisenberg belirsizlik ilkesini anlatılırken klasik fizikten yola çıkarak bir örnek sunulur. Bir mikroskop altında bir elektronu gözlemlediğimizi varsayalım. Elektronu gözlemleyebilmek için elektrona ışık düşürmek zorundayızdır. Ancak elektrona düşen bu ışık onun hızını değiştirir. Böylece bir cismin aynı anda hem konumunu hem de hızını –cismi somut olarak var olduğunu  kabul etsek bile- belirleyemeyeceğimiz ortaya çıkar. Bu da varlığa dair bilgimizin hep sınırlı kalacağını gösterir.

image4

Heisenberg Belirsizlik İlkesininin en yaygın bilinen yorumuna göre bir elektron mikroskopu ile deney yaparken aynı anda örneğin elektronun hem hızını hem de konumunu mutlak kesinlikle bilmek mümkün değildir.

image5
Aynı anda bir elektronun hem hızını hem de konumunu belirlemenin imkanı yoktur. Çünkü elektronu görmek için sisteme müdahale gerekiyor. Elektrona düşen ışık onun konumunu ve hızını değiştirir.

image6
Meşhur Belirsizlik ilkesi formülleri. Bu formüller kısaca bir cismi gözlemlediğimizde kaçınılmaz olarak hep hatalı verilere sahip olacağımızı anlatır.

 

Heisenberg Belirsizlik İlkesinin anlatırken aslında olmayan bir dünyadan bahsettik. Kavramları anlatabilmek için klasik fiziğin bakış açısı ile yola çıktık. Elektronu maddi bir varlıkmış gibi anlattık. Ve neticesinde bilgimizin sınırlı olduğu, ölçüm değerlerimizde hatalar olduğunu gördük. Bu haliyle bile bu ilke materyalist dünya görüşünün hatalarını gösterir. Elimizde hatalı veriler var ise tahminlerimizde hatalar olacaktır. Bu da bilimin sınırlı olduğunu, pozitivizm felsefesini, yani doğruya bilimle erişilir mantığının, gerçeği yansıtmadığını ortaya koyar. Nitekim bu gerçek fizikçi Alastair I. M. Rae tarafından şu şekilde belirtilir:


“...Bölüm 1’de belirttiğimiz gibi, kuvantum fiziğinin belirlediği, en azından bazı olayların temelde önceden kestirilemeyeceği sonucu, evrenin davranışı mekanik yasaları ile yönetilir savını sürdüren fiziğin klasik bakışı ile tümden çelişir. Klasik olarak, parçacıkların belirli kuvvetlerin etkisi altında hareket ettiği düşünülmüştür ve eğer tüm bu kuvvetler parçacıkların herhangi bir andaki konum ve hızları ile beraber biliniyorsa bir fiziksel sistemin daha sonraki davranışı önceden kestirilebilir. Kuşkusuz, bu tür hesaplamalar sadece basit durumlara uygulanabilir ancak kural olarak herhangi fiziksel bir sistemin, tüm evrenin bile, davranışını önceden kestirmek olasıdır.
Kuvantum fiziği bu deterministik bakışı yok etmiştir ve indeterminizm ve belirsizlik, kuramın temelinde yapılanmıştır. Genelde fiziksel bir sistemin daha sonraki davranışı, şimdiki durumu ne kadar kesin bilinirse bilinsin, önceden kestirilemez.” 1

image7
Tarihin en büyük fizikçilerinden olan Werner Heisenberg fizikteki materyalist iddiaları çeşitli açılardan yıkan biridir. Bunlardan biri 1927 yılında dile getirdiği Heisenberg Belirsizlik ilkesidir. Bu ilkenin yaygın bilinen yorumuna göre, aynı anda bir cismin hem konumunu hem hızını mutlak bir kesinlikle bilmemize imkan yoktur. Bu pek çok materyalist fizikçiyi derinden etkiledi. Çünkü varlığa ilişkin bilgi eksikliğimiz, erişebileceğimiz bilginin de sınırlı olduğunu gösteriyordu.

Fiziğin yapıtaşları Maddi Parçacıklar olarak değil Kuantum Dalgaları olarak ifade edilir.

image8

Fizikte artık elektron, proton gibi en temel yapıtaşları maddi parçacıklar gibi tasvir edilmiyor. Üstelik bu keşif son 10-20 yılın yeni bir keşfi değildir. 80 yıldır fizikte bütün yapıtaşları kuantum dalga fonksiyonları olarak tabir edilen matematiksel kavramlarla ifade edilir. Maddi bir parçacıkmış gibi yapılan tasvirler günümüzde geçersizdir. Çünkü açıklanması imkansız çelişkiler ortaya çıkar.

Kuantum dalgalarını yorumlayan bilim adamları maddenin yok olduğunu anlatırlar. Artık bu konu öyle teknik bir hal almıştır ki, maddenin yokluğuna dair ifadeleri fizik ders kitaplarında bulabilirsiniz. Nitekim modern fiziğin kurucularından olan Danimarkalı bilim adamı Niels Bohr meşhur sözünde “Hiçbir şey ölçülene kadar yoktur.” demektedir.


Klasik fiziğe göre Atom imkansızdır:

Klasik fizikte atomdan bahsetmek imkansızdır. Elektronları maddi cisimler olarak atomun etrafında düşündüğünüzde dahi atomdan bahsetmeniz çok çok kısa süre içinde imkansız olacaktır. Bunla ilgili bir kaynak aşağıdadır.

Ve Rutherford’un modelindeki elektronlar hakkında da hiçbir şüphe yoktu; eğer çekirdeğin etrafındaki bir yörüngedeyse hızlanmak zorunda, hızlandıkça da radyasyon yaymak zorundaydı. Aslında sürekli olarak radyasyon yayacaktı. Dahası çekirdeğe doğru sarmal bir hareketle saniyenin çok küçük bir anında bu oranda enerji kaybedeceğini anlamak çok kolaydı. 2

 

Belirsizlik İlkesi Maddenin Gerçeğini Anlatır: Madalyonun Öteki Yüzü
Buraya kadar belirsizlik ilkesini klasik bir bakış açısı ile gördük. Bu konunun ne anlama geldiğini anlatabilmek için bir teknik idi. Ancak bu ilkenin daha derin anlamları vardır. Bu gerçek, dünyanın en çok okunan fizik ders kitaplarından birinde şöyle ifade edilir.
“Önceki gibi argümanlar, yüzeysel olarak ilgi çekici olmasına rağmen, dikkatlice yaklaşılmalıdır. Yukarıdaki argüman elektronun herhangi bir anda kesin bir konum ve momentuma sahip olabileceğini ve ölçüm sürecinin DxDp belirsizliğini ortaya çıkarttığını ima etmektedir. Aksine, bu belirsizlik hareket eden cismin doğasında vardır. ...” 3

Önceden de gördüğümüz gibi aslında elektron gibi yapıtaşları, maddi parçacık olarak değil, kuantum dalgaları adlı matematiksel kavramlarla ifade edilir. Kuantum fiziğinde ölçüm yaptığınızda, aslında siz var olan bir sistemin belli bir değerini ölçmezsiniz. Aksine sistemi belli değerler almaya zorlarsınız. Ama hangi değerler olacağını kesinlikle bilemezsiniz. Bu değerler ölçmek istediğiniz fiziksel kavrama göre değişir. Örneğin elektronun konumunu ölçmek istediğinizde sistemi belli konum değerlerinden birini vermeye zorlarsınız. Hızını ölçmek istediğinizde de sistemi başka bazı değerler vermeye zorlarsınız. Ama hangisi olacağını bilemezsiniz. Dolayısıyla gözlem kavramı aslında düşünüldüğünden çok daha değişiktir.

Gözlemler sorduğunuz sorulara cevaplar gibidir

image9

Modern fizik göstermiştir ki gözlemler sorduğunuz bir soru gibidir. Gözlemler saklı olan bir bilgiyi açığa çıkartmaz. Aksine gözlemle bir soru sorarsınız. Sistem bu cevaba uygun bir yapıya bürünür. Başka bir soru sorduğunuzda da ona uygun bir yapıya bürünür. Modern fizikteki bu önemli bulgu realist felsefeyi, yani gözlemciden bağımsız kendiliğinden var olan somut maddi bir dünya varsayımını kökünden yıkmıştır. Evrenin, idealist felsefenin dediği şekilde, yani Allah’ın yarattığı bir algılar bütünü olarak yaratıldığını göstermiştir.

Aynı anda birbirinden farklı iki soru sorup iki bambaşka cevap alamadığınız gibi aynı anda iki farklı tip gözlem yapmak da mümkün değildir. Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi bu büyük gerçekle ilgilidir. Nitekim bu gerçek, dünyada en yaygın okunan fizikçilerden olan John Gribbin tarafından şu şekilde belirtilmiştir:

“Kuantum fiziğinde belirsizlik kesin ve belli bir şeydir. Eşlenik değişkenler olarak bilinen parametre çiftleri vardır ki, bunların her biri aynı anda kesin belirlenmiş değerlere sahip olamazlar. Bu belirsiz çiftlerin en önemlileri konum/momentum ve enerji zamandır.

Konum/momentum belirsizliği orijinal ilk örnektir ki bu ilk defa Werner Heisenber tarafından 1927 yılında tasvir edilmiştir. Bu şu anlama gelmektedir: Hiçbir varlık aynı anda tam  belirlenmiş momentum ( Bu esas itibari ile hız demektir) ve tam belirlenmiş pozisyona sahip değildir. Bu bizim ölçüm cihazımızın eksikliğinden kaynaklanan bir netice değildir. Bu sadece, örneğin bir elektronun, aynı anda hem konumunu hem momentumunu ölçemeyiz demek değildir. Bu bir elektronun aynı anda belli bir konum ve belli bir momentuma sahip olmaması demektir. Herhangi bir anda, elektronun kendisi nerede olduğunu ve nereye gittiğini bilemez. (Bazı referans kitapları hala kuantum belirsizliğinin yalnızca pozisyon ve momentumun aynı anda ölçmenin zorluğunun bir neticesidir diye anlatmaktadırlar; onlara inanmayın!)” 4

Realist Felsefenin Çöküşü: Dalga Parçacık İkileminin Sırrı Maddenin Gerçeğini Anlamakla Çözülür

20. yüzyılda fizikçileri hayrete düşüren bir konu oldu. Buna göre elektronlar (ayrıca ışık, proton, nötron ... ) belli durumlarda parçacık gibi davranıyordu. Belli durumlarda da dalga gibi. Eğer bir yapının bağımsız bir varlığı varsa böyle bambaşka iki farklı karakter nasıl olur? Bu nasıl izah edilebilir?


Fizikçilerin bu şaşkınlığını Richard P. Feynman'ın şöyle ifade eder:


“Elektronların ve ışığın nasıl davrandıklarını artık biliyoruz. Nasıl mı davranıyorlar? Parçacık gibi davrandıklarını söylersem yanlış izlenime yol açmış olurum. Dalga gibi davranırlar desem, yine aynı şey. Onlar kendilerine özgü, benzeri olmayan bir şekilde hareket ederler. Teknik olarak buna "kuantum mekaniksel bir davranış biçimi" diyebiliriz. Bu, daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir davranış biçimidir... Bir atom, bir yayın ucuna asılmış, sallanan bir ağırlık gibi davranmaz. Küçücük gezegenlerin yörüngeler üzerinde hareket ettikleri minyatür bir Güneş Sistemi gibi de davranmaz. Çekirdeği saran bir bulut veya sis tabakasına da pek benzemez. Daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir şekilde davranır. En azından bir basitleştirme yapabiliriz: Elektronlar bir anlamda tıpkı fotonlar gibi davranırlar; ikisi de "acayiptir", ama aynı şekilde. Nasıl davrandıklarını algılamak bir hayli hayal gücü gerektirir; çünkü açıklayacağımız şey bildiğimiz her şeyden farklıdır.” 5

Yukarıda da değindiğimiz gibi özellikle eski zamanın fizikçilerinin bu tür içinden çıkılmaz çelişkileri yaşamalarının sebepleri realist felsefeye olan gizli bağlılıkları idi. Kendiliğinden var olan bağımsız maddi varlıklar kabulünden yola çıkıldığında insanları Allah, böyle çelişkilerle dolu bir dünyayla karşılaştırıyor. Halbuki dünyayı size izlettirilen bir algı gibi düşündüğünüzde bu çelişkilerin hepsi kayboluyor. Modern fizik de günümüzde bu görüşü bilimsel olarak ispatlıyor.
Nitekim bu gerçek meşhur bilim adamı David Ruelle tarafından şu şekilde bildirilmiştir:
“Son bölümde incelediğimiz kuantum mekaniğinin iskeletini oluşturan kavramsal çerçevede doğrudan fiziğe ilişkin olarak söylediğimiz tek şey bu mekaniğin olayların olasılık derecelerini saptamaya yarayan kuralları içerdiği idi. Sonuç olarak kuantumun olasılıkçı bir teori olduğunu, ama “A” ve “B” olaylarını ele almasına karşın “A” ve “B” olayının varlığını kabul etmediği için standart olasılık teorilerinden ayrıldığını belirttik.” 6

Aynı nedenler Aynı Sonuçlar Doğurmuyor: Nedenselliğin Çöküşü


Modern fiziğin materyalistleri rahatsız eden en önemli yanlarından biri de nedensellik felsefesini çökertmesiydi. Nedensellik felsefesine göre belli sebepler birarada bulunduğunda kaçınılmaz olarak belli bir sonuç ortaya çıkar.


image10
Modern fizik göstermiştir ki aynı sebepler olmasına rağmen aynı sonuçlar olmak zorunda değildir. Allah sonuçları, dilediği şekilde yaratır. Dahası Allah, sonuçları ve sebepleri ayrı ayrı yaratır. Sebeplerin kendilerinden ne bir varlıkları vardır, ne de başka etkiler üretmeye gücü vardır. Sebepler ve sonuçlar Allah’ın eseridir.

Bu yazıda çok çeşitli açılardan Allah’ı inkar eden ateist felsefelerin iflasını gördük. Fizik dünyası yaşadığı çelişkilerden materyalist varsayımları bırakarak kurtulmuştur.Allah atomun küçük dünyasında materyalistlere çok ilginç tuzaklar kurmuştur. Eski zihniyetlerini bırakmakta zorlananlar, modern fiziğin bulgularını görünce yoğun iç çelişkileri yaşamışlardır. Bir kısmı da ister istemez gerçeği kabul etmez zorunda kalmışlardır. Bunlardan biri olan fizikçi Alastair I. M. Rae Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı Gerçek mi adlı kitabında şu itirafı yapmak zorunda kalmıştır:
“... Hemen hemen herkes mikroskobik dünyanın gerçekçi bir modeline dayandırılan görüşü tercih etmiş olacaktı. Bu olmadığından, bir çok fizikçi ile birlikte ben, Copenhagen fikirlerini kabul etmek zorunda kalmışızdır. Biz bunun böyle olmasını özellikle istemedik, ancak fiziksel dünya davranışını daha iyi betimlemenin tek yolu budur. ” 7 Bohr gibi dürüst olanlar da maddenin hakikatini ortaya koymuşlardır.


Kaynak:

  1. Kuvantum Fiziği  Yanılsama mı Gerçek mi?, Alastair I. M. Rae, Evrim Yayınevi: Sayfa 37, 38, 39
  2. Kuvantumu Anlamak, Barry Parker, Nisan 2005, Güncel Yayıncılık, 1. Basım, Sayfa 58
  3. Concepts of Modern Pysics, Arthur Beiser, McGraw-Hill, Inc., 5.th Edition (1995)Sayfa 113
  4. Q is for Quantum Particle Physics From A to Z, John Gribbin, Sayfa 509
  5. Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe baskı: Fizik Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları, s. 149-150
  6. Rastlantı ve Kaos, David Ruelle,  Tübitak Yayınları 6. Basım, Sayfa 96
  7. Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı Gerçek mi, Alastair I. M. Rae, Evrim Yayınevi, Sayfa 153

Referansların İngilizce Olanların Orijinal Metni

3. Referans original metin
Fifth Edition
...
Arguments like the preceding one, although superficially attractive, must be approached with caution. The argument above implies that the electron can possess a definite position and momentum at any instant and that it is the measurement process that introduces the indeterminacy in DxDp. On the contrary, this indeterminacy is inherent in the nature of a moving body. ...
...
Önceki gibi argümanlar, yüzeysel olarak ilgi çekici olmasına rağmen, dikkatlice yaklaşılmalıdır. Yukarıdaki argüman elektronun herhangi bir anda kesin bir konum ve momentuma sahip olabileceğini ve ölçüm sürecinin DxDp belirsizliğini ortaya çıkarttığını ima etmektedir. Aksine, bu belirsizlik hareket eden cismin doğasında vardır. ...
Not: DxDp Konumdaki belirsizlik çağrı momentumdaki belirsizlik demektir.

4. Referansın orijinal metni

In quantum physics, uncertainty is a precise and definite thing. There are pairs of parameters, known as conjugate variables, for which it is impossible to have a precisely determined value of each member of the pair at the same time. The most important of these uncertain pairs are position/momentum and energy/time.

The position/momentum uncertainty is the archetypal example, first described by Werner Heisenber in 1927. It means that no entity can have both a precisely determined momentum (which essentially means velocity) and a precisely determined position at the same time. This is not the result of deficiencies of our measuring apparatus- it is not just that we cannot measure both the position and momentum of, say, an electron at the same time, but that an electron does not have both a precise position and a precise momentum at the same time. At any instant, the electron itself cannot know both where it is and where it is going. (Some reference books still tell you that quantum uncertainty is solely a result of the difficulty of measuring position and momentum at the same time; do not believe them!)

 

<< Önceki Makale  Bölüm Makaleleri